Tahir Hancıoğlu’nun düğün gecesi yaşadığı saldırı, Hancıoğlu ailesini anda savcılık soruşturmasının ve kamuoyu baskısının içine çeker. Melek, babasını neşterle yaraladığı iddiasıyla aranan bir isim hâline gelirken zaman daralır. Doğan, kardeşini aklamak ve gerçeğe ulaşmak için, Sinan’ın çizdiği tablo, Doğan için adım adım takip edilmesi gereken bir şüphe hattına dönüşür. Çağla ise savcılık cephesinde baskıyı yönetmeye çalışırken, hem Melek’in ifade vermesini sağlamak hem de dosyanın Behram’ın lehine kapanmasını engellemek için riskli bir denge kurar. Hastanede Tahir’in durumu kritik seyrini korurken, aile içindeki gerilim giderek tırmanır. Melek’in izine yaklaşıldığı anda olaylar yeni bir boyut kazanır: Çağla, Sinan’ın aracında Tahir’in vasiyetine ulaşır ve Sinan’ın mirastan çıkarıldığını, her şeyin Doğan’a bırakıldığını öğrenir. Bu gerçek, zaten kırılgan olan dengeleri altüst eder; soruşturma sertleşir, Doğan ve ailesi aynı anda hem suçlama, hem sır hem de hesaplaşma kıskacına girer.
The attack suffered by Tahir Hancıoğlu on the wedding night suddenly drags the Hancıoğlu family into a prosecution investigation and public pressure. As Melek becomes a wanted person on the allegation of wounding her father with a scalpel, time is running out. While Doğan follows the trail to clear his sister and reach the truth, the picture painted by Sinan turns into a line of suspicion that Doğan must follow step by step. On the prosecution side, Çağla tries to establishes a risky balance to both ensure Melek gives her statement and prevent the case from closing in Behram's favor. While Tahir's condition remains critical in the hospital, the tension within the family gradually escalates. Çağla finds Tahir's will in Sinan's car and learns that Sinan has been disinherited and everything has been left to Doğan. This fact upsets the already fragile balances; the investigation intensifies, and Doğan and his family simultaneously enter a pincer of accusations, secrets, and confrontation.